Devlette psikiyatri sicile işler mi ?

Cansu

New member
Aynı toplum içinde bile bu kadar farklı deneyimler yaşanabiliyorsa tek bir kültürel açıklamayla herkesi değerlendirmek mümkün değildir.

Bana göre Türkiye'deki temel sorunlardan biri, psikiyatriye başvurmanın bazen bir sağlık hizmetinden yararlanmak yerine kişiliğe ilişkin bir hüküm gibi algılanmasıdır. Oysa insanın yardım istemesi, karakterinin bütünü hakkında bir sonuç vermez. Bir kişi yoğun stres nedeniyle destek alabilir, başka biri uyku sorunları yaşayabilir, bir başkası ise uzun süredir devam eden depresif belirtilerini değerlendirmek isteyebilir.

Bunların her biri, kendi koşulları içinde ele alınmalıdır.

Ayrıca psikiyatriye başvurmayı sürekli saklanması gereken bir sır gibi görmek, kişide gereksiz bir suçluluk hissi oluşturabilir. Gizlilik hakkını önemsemek elbette doğaldır; ancak mahremiyet istemekle ruh sağlığı desteği almayı utanç verici görmek aynı şey değildir.

5. Farklı Kültürlerde Ruh Sağlığı ve Damgalanma

Ruh sağlığına ilişkin tutumları anlamak için yalnızca Türkiye'ye bakmak yeterli değildir. Dünyanın farklı bölgelerinde insanların psikiyatrik hastalıkları nasıl yorumladığı, aile ilişkileri, dinî ve kültürel değerler, sağlık sistemleri ve çalışma hayatındaki beklentilerle şekillenebilir.

Bununla birlikte, kültürleri kesin çizgilerle ayırmak ve her toplumdaki insanları aynı şekilde düşündüğünü varsaymak doğru olmaz. Aşağıdaki örnekler, bütün bireyleri tanımlayan kurallar değil, toplumsal dinamikleri anlamaya yardımcı olan genel çerçevelerdir.

5.1. ABD ve Batı Avrupa: Bireysel Haklar ile İş Hayatındaki Rekabet

ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin bir bölümünde psikoterapi, kişisel gelişim ve ruh sağlığı hizmetleri daha görünür biçimde konuşulabiliyor. Bazı çevrelerde terapiye gitmek, kişinin kendisini tanıması ve yaşamını iyileştirmesi için başvurduğu olağan bir yöntem olarak görülüyor.

Ancak bu görünürlük, damgalanmanın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. İşe alım süreçleri, mesleki rekabet ve kişinin yeterliliğine ilişkin kaygılar, ruh sağlığı sorunlarının açıklanmasını zorlaştırabiliyor.

2016 yılında BMJ Open dergisinde yayımlanan, 35 ülkeden majör depresyon tanısı bulunan 834 kişinin verilerini inceleyen bir araştırmada katılımcıların yüzde 62,5'i iş hayatında ayrımcılık beklediğini veya deneyimlediğini bildirdi. Araştırmada bazı katılımcıların, ayrımcılığa uğrama ihtimalinden dolayı iş, eğitim ya da mesleki gelişim fırsatlarına başvurmaktan vazgeçtiği de görüldü. Araştırmanın tam metni.

Bu bulgu önemli bir noktayı ortaya koyuyor: Bir ülkede ruh sağlığı hakkında daha açık konuşulması, insanların her koşulda ayrımcılıktan korunacağı anlamına gelmez.

Bireysel başarıya, bağımsızlığa ve performansa önem verilen çalışma ortamlarında kişi, ruhsal zorluklarının mesleki yeterliliğini gölgelemesinden korkabilir. Ancak bu durum yalnızca Batı toplumlarına özgü değildir; rekabetin yüksek olduğu farklı ülkelerde de benzer kaygılar görülebilir.

5.2. Japonya ve Doğu Asya: Toplumsal Uyum ve İtibar Kaygısı

Japonya ve bazı Doğu Asya toplumları ele alınırken toplumsal uyum, aile beklentileri ve başkalarının değerlendirmelerine verilen önem sıkça tartışılır. Bu unsurlar, kişinin ruhsal sıkıntılarını ne ölçüde paylaşacağını etkileyebilir.

Örneğin, iş yerindeki sorunlarını açıkça dile getirmenin ekip içindeki konumunu zayıflatacağını düşünen bir çalışan, profesyonel destek almayı erteleyebilir. Ailesinin itibarının zarar göreceğini düşünen biri de yaşadığı sıkıntıları gizlemeyi tercih edebilir.

Ancak Japonya'yı veya Doğu Asya'yı tek tip bir kültür olarak değerlendirmek doğru değildir. Büyük şehirlerde yaşayan gençlerle kırsal bölgelerde yaşayan yaşlıların deneyimleri farklı olabilir. Eğitim, kuşak, çalışma koşulları ve kişinin sosyal çevresi de belirleyicidir.

Nitekim Çin ve ABD'deki işveren tutumlarını karşılaştıran 2007 tarihli bir araştırmada, ruhsal hastalığı olan kişileri işe alma konusundaki kaygıların bazı açılardan benzer, bazı açılardan farklı olduğu görülmüştür. Araştırmada Çin'deki işverenler, ABD'deki işverenlere kıyasla bazı çalışan özellikleri konusunda daha olumsuz beklentiler ifade etmiştir. Bununla birlikte çalışma sınırlı sayıda işverene dayanır; bütün toplumlar hakkında kesin yargılar çıkarmak için yeterli değildir. Araştırma özeti, PubMed.

Bu örnek bize kültürün önemli olduğunu, fakat ekonomik ve mesleki beklentilerden bağımsız düşünülemeyeceğini gösteriyor.

5.3. Güney Asya, Orta Doğu ve Geleneksel Topluluklar

Güney Asya'nın bazı bölgelerinde, Orta Doğu'da ve geleneksel aile bağlarının güçlü olduğu topluluklarda ruhsal sıkıntılar zaman zaman aile içinde çözülmesi gereken bir mesele olarak görülebilir. Bazı kişiler dinî danışmanlık, aile büyüklerinin tavsiyesi veya topluluk desteğiyle rahatlamayı tercih edebilir.

Bu destek biçimlerinin kendisi olumsuz değildir. Aile dayanışması, arkadaşlık, manevi uygulamalar ve topluluk ilişkileri insanların zor dönemleri atlatmasına yardımcı olabilir. Sorun, bu desteklerin profesyonel değerlendirmeye kesin bir alternatif olarak sunulması veya kişinin sağlık hizmetine başvurmasının engellenmesi durumunda ortaya çıkar.

Örneğin, uzun süredir devam eden yoğun kaygı yaşayan birine yalnızca sabırlı olması gerektiğinin söylenmesi, onun ihtiyaç duyduğu tedaviyi geciktirebilir. Benzer şekilde, depresyon yaşayan bir kişinin yaşadığı güçlüklerin sadece irade eksikliği olarak açıklanması, kişinin kendisini suçlamasına yol açabilir.

Öte yandan, bu bölgelerdeki bütün ailelerin ruh sağlığı sorunlarına olumsuz yaklaştığını söylemek de yanlış olur. Pek çok aile, kişinin tedaviye erişimini destekleyebilir ve iyileşme sürecinde önemli bir dayanışma sağlayabilir.

Burada asıl ayrım, geleneksel değerlerle modern sağlık hizmetlerinin birbirine karşıt olup olmaması değildir. Asıl mesele, kültürel ve manevi desteğin kişinin ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetine ulaşmasını kolaylaştırıp kolaylaştırmadığıdır.

6. Erkekler ve Kadınlar Ruh Sağlığı Konusunda Aynı Kaygıları mı Taşıyor?

Bu konuya toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında bazı farklı beklentilerle karşılaşılabilir. Ancak erkeklerin ve kadınların doğaları gereği farklı düşündüklerini söylemek yerine, yetiştirilme biçimlerinin ve toplumun onlardan beklediği rollerin etkisini değerlendirmek daha açıklayıcıdır.

Bazı erkekler için başarı, ekonomik bağımsızlık, mesleki ilerleme ve aileye karşı sorumluluklarını yerine getirme önemli ölçütler olabilir. Bu beklentilerle yetişen bir erkek, psikiyatriye başvurmanın kariyerini veya toplum içindeki saygınlığını etkileyebileceğini düşünebilir. Özellikle güçlü görünmenin erkeklikle özdeşleştirildiği çevrelerde yardım istemek, kişinin kendisini yetersiz hissetmesine neden olabilir.

Ancak erkeklerin tamamı bireysel başarıya odaklanmaz. Birçok erkek aile ilişkilerine, sosyal kabul görmeye ve yakın çevresinin değerlendirmelerine büyük önem verir. Dolayısıyla bu eğilimleri bütün erkekler için geçerli bir kural olarak sunmak doğru değildir.

Kadınlar açısından da benzer bir çeşitlilik söz konusudur. Bazı kadınlar, ruh sağlığıyla ilgili bir durumun eşleri, çocukları, ebeveynleri veya geniş aileleriyle ilişkilerini nasıl etkileyeceğini düşünebilir. Özellikle bakım sorumluluklarının kadınlara daha fazla yüklendiği çevrelerde, kişinin kendi ihtiyaçlarına zaman ayırması bile güçleşebilir.

Bir kadın, psikolojik destek almasının ailesi tarafından nasıl yorumlanacağını veya çevresindeki insanların kendisine farklı davranıp davranmayacağını merak edebilir. Ancak kadınlar yalnızca ilişkileriyle ilgilenen kişiler değildir; kariyer, ekonomik bağımsızlık, eğitim ve kişisel hedefler de birçok kadın için son derece önemlidir.

Benzer şekilde erkekler de ilişkilerinden bağımsız değildir. Her iki cinsiyette de bireysel hedeflerle toplumsal ilişkiler iç içe geçer. Farklılıkları açıklarken biyolojik veya değişmez özelliklere başvurmak yerine, sosyal beklentilerin insanlara nasıl roller yüklediğine bakmak gerekir.

Bu noktada düşünmeye değer bir soru var: Bir erkek psikiyatriste gittiği için güçlü görünmediğini düşünüyorsa ya da bir kadın ailesinin kendisini yargılayacağından korkuyorsa, sorun gerçekten tedaviye başvurmalarında mı, yoksa yardım istemeyi olumsuz değerlendiren toplumsal beklentilerde mi?

Bence bu sorunun yanıtı, ruh sağlığı konusunda daha kapsayıcı bir yaklaşım geliştirmek açısından oldukça önemli.
 
Üst